Amazon Nehri’ni Yürüyerek Geçen İlk İnsan: Ed Stafford
Dünyanın en büyük yağmur ormanını harita üzerinden incelemek başka, onu adım adım kat etmek bambaşka bir şeydir. Amazon Nehri boyunca yürümek, birçok kişi için imkansız gibi gelebilir ama gerçek oldu. İngiliz kaşif Ed Stafford, tam da bunu yaptı. İki yıl süren, yaklaşık 6.400 kilometrelik bu yürüyüşle Amazon Nehri’ni baştan sona yürüyerek geçen ilk insan olarak tarihe geçti. İşte Amazon Nehri’ni yürüyerek geçen ilk insan İngiliz kaşif Ed Stafford’un hikayesi…
Ed Stafford’un Bu Sıra Dışı Yürüyüşü

Harita üzerinde çizgi gibi görünen rota, gerçekte bataklıklar, yoğun orman örtüsü, geçit vermeyen nehir kolları ve insanın yön duygusunu kaybetmesine neden olan sonsuz yeşillikten oluşuyordu. Stafford, Amazon’u daha önce hiç görmemişti. Bu da yolculuğu romantik bir maceradan çok, bilinmeze doğru atılmış bir adım haline getiriyordu.
İlk aylar, vücudun bu yeni düzene uyum sağlamasıyla geçti. Günlerce süren yağmurlar, hiç kurumayan kıyafetler, sırt çantasının omuzlara yaptığı baskı ve geceleri uyutmayan böcek sesleri, yolculuğun görünmeyen ama en yıpratıcı yanlarıydı. Stafford için asıl sınav, henüz yolun başındayken Amazon’un insanı yavaş yavaş içine çekmesiyle başladı. Burada zaman farklı akıyor, mesafe farklı hissediliyordu.
Yolculuğun Dördüncü Ayı ve Yol Arkadaşı Sanchez

Başlangıçta planlanan şey oldukça sınırlıydı. Sanchez, Peru’nun Satipo kenti yakınlarındaki tehlikeli bir bölgeden beş gün boyunca rehberlik edecekti. Ancak bu kısa süreli destek, zamanla güçlü bir yol arkadaşlığına dönüştü.
Sanchez, ormanın dilini anlayan, sesleri yorumlayabilen ve tehlikeyi önceden sezebilen bir rehberdi. İki adam arasındaki ilişki, haftalar geçtikçe profesyonel bir iş birliğinden çok, hayatta kalmaya dayalı bir ortaklığa dönüştü. Sonunda Sanchez, yolculuğun tamamında Stafford’ın yanında kalmaya karar verdi. Bu karar, seferin kaderini değiştiren en önemli anlardan biri oldu.
Toplam 859 Gün Süren Yolculuk

Yol boyunca ikili, doğanın neredeyse tüm sert yüzleriyle karşılaştı. Zehirli yılanlar, elektrikli yılan balıkları, anakondalar, sivrisinek sürüleri ve akrepler, bu yolculuğun sıradan parçaları haline geldi. Tüm bu tehlikelere rağmen, Atlantik Okyanusu’na ulaşabileceklerinden neredeyse hiç şüphe duymadılar. Çünkü zamanla korku, yerini dikkatli bir alışkanlığa bıraktı. Orman artık yabancı değil, tanıdık bir yaşam alanıydı.
Zorluklar ve Son Anlar

Stafford, yolculuğu sırasında kutanöz leishmaniasis (şark çıbanı) adı verilen ciddi bir deri hastalığına yakalandı. Ayrıca kafatasından bir sinek larvası çıkarılması gerekti. Sanchez ise pala kullanırken ağır bir kesik yaşadı. En büyük yıpranma, sürekli taşınan ağır çanta, sınırlı yiyecek seçenekleri, bitmeyen sivrisinek ısırıkları ve her adımda bacaklara takılan dikenlerdi. Stafford’a göre gerçek dayanıklılık, tüm bu zorluklara rağmen yürümeye devam edebilmekti.
Yolculuğun son günleri, en az başlangıcı kadar zorluydu. Stafford, bir pazar sabahı yorgunluktan yol kenarına yığıldı. Buna rağmen ertesi gün İngiltere’ye döneceği tarifeli uçağa yetişebileceğinden emindi.
İngiltere’ye döndüğünde onu bekleyen küçük ama anlamlı mutluluklar da vardı. İlk isteği soğuk bir bardak bira içmekti. Yol arkadaşı Sanchez ise taze bir bardak süt hayali kuruyordu. Stafford’ın annesi Barbara ise oğlunu en sevdiği yemek olan çoban böreğiyle karşılamaya hazırlanıyordu. Amazon’u kurtarma arayışının bu yürüyüşle bitmeyeceğini açıkça ifade etti. Yaşamının geri kalanını bu bölgeyle bağlantılı projelere adamaya karar verdi.
Kaynak: 1